RSS

Ölümünün 80. Yılında Ali Rifat Çağatay Panel-Sergi-Dinleti 03.03.2015

07 Mar

İTÜ TMDK’nın 40. kuruluş yıldönümü kutlamaları kapsamında 20. yüzyıl besteci, icracı (tambur) ve müzikoloğu Ali Rifat Çağatay’ı (1867-1935) anma ile ilgili tüm gün süren etkinlikler.

Açılış konuşmalarından sonra acemaşiran makamında İstiklal Marşının ilk bestesini dinledik.
Nilgün Doğrusöz’ün sunumuyla torunlar (Erguvan Altıner’in oğlu Alp Altıner, Erguvan Altıner, Jale Çağatay ve Musikar Oruğ) Çağatay’in hayatı hakkında sohbet ettiler. Aile arşivinden fotoğrafların sunumuna geçmeden Ali Ergur interdisipliner çalışmanın önemi ve Mills’in de belirttiği gibi bireysel tarihin büyük tarihle bağlanması gerekliliği üzerinde durdu. Bu anlamda biyografilerin resmi tarihin dışında bilgiler sunabildiğinden bahsetti.
Çağatay’ın arşivi Cihat Aşkın aracılığı ile TMDK’ya ulaşıyor ve üzerinde çalışılarak bugünkü sunumlar, kütüphanede sergilenen arşiv ve bestelerinin bulunduğu bir kitap ortaya çıkıyor.

Ailenin kökleri Ukrayna yakınlarında bir bölgeden, önce Manastır’a oradan İstanbul’a göç ediyorlar. Enderun’da görev alıyor büyük dede. İçinden dere geçen bir koruda bulunan Çağatay’ın yaşadığı konak, hafızalarda oldukça önemli bir yer tutmuş. İçinde farklı yapıların, kestane ağaçlarının, kaskatın bulunduğu bahçe, çalgı evi denen içinde müzkten çok resim yaptığı evcik var. Resimlerinden gördüğümüz örnekler doğa manzaralı. 3-4 kişilk müzik toplantıları ve yılda iki üç kere yapılan büyük müzik icraları. Rauf Yektalar filan. Dede öldükten sonra, askerler kullanmış bir süre, sonrasında harap olduğundan satılmış ve şimdi beton yığını olmuş bu cennet mekan.

Ali Rifat Çağatay'ın konağı

Ali Rifat Çağatay’ın konağı

Dede ile torunların arası mesafeli imiş, o dönemdeki çoğu aile düzeninde olduğu gibi. Bayramlarda en çok görüşülürmüş. Musikar hanımın ismini koyan dede daha sonra keman öğrenmesini istemiş. (Musikar, gagasında yüzlerce delik bulunan, rüzgar esmesi sonucu bu deliklerden nağmeli sesler çıkaran ve bu şekilde müziğin doğuşuna öncülük ettiğine inanılan mitolojik Kaknüs kuşu) Rahmetli olunca torun piyanoya geçmiş ama sonunda mimar olmuş, konservatuar okumak ocak ayında doğmasına rağmen ismi Erguvan olan toruna kısmet olmuş. Şerif Muhittin Targan ve Safiye Ayla, Büyük Kulüp’te kalırken birkaç kere görüşmüşler.

Dedenin ilk oğlu, eczacılık okurken aynı zamanda Fenerbahçe futbol takımında oynuyormuş. Çamur Cafer 🙂 O zamanlar da futbolcular müzisyenlerden daha popüler imişler, Kurbağlı dere köprüsünde bunu test etmişler ….

Birçok vasfının yanısıra, koleksiyoner olan Cemal Ünlü “Çağatay’ın resimlerini gördükten sonra müzisyen demeye dili varmadığı” ancak tam bir sanatçı diye tanımladığı Çağatay’In her zaman rastlanmayan hayrlı varisçilerine teşekkür etti. Ünlü’nün yanında getirdiği gramofonundan önce İstiklal marşı dinlendi. 19. yüzyılda başlayan değişimin görünürlüğü ancak 20. yüzyılda gerçekleşir, bunun örneği Ali Rıfat beyin babası Hurşit beyin de hem Türk hem Batı “musikisi” ni bilip oğlunun çalışmalarında ortaya çıkmasıdır.

Aynı dönemin temsilcilerinden İstanbul’da eğitim.gören Tamburi Cemil Bey (1873-1916) icra açısından, Avrupa’da eğitim gören Muhlis Sabahattin (1889-1947) ve Çağatay besteleri açısından yenilikçi yönleriyle benzerlikler göstermektedirler. Diğer ortak tarafları da eğitimcilikleridir.
Ali Rıfat Çağatay’ın başkanı olduğu Şark Musiki Cemiyeti’nde operet tarzı bestelere de yer verilmiş, piyano viyolensel gibi çalgılar da yer almış. Bu cemiyette bulunan, cemiyetteki hocalarla birlikte Münir Nurettin’in 1920lerdeki Orfeon Plak şirketi tarafından çıkarılmış kaydı dinlendi. 1926-27 de Sahibinin Sesi ile anlaşma yaparak yine cemiyettekilerle birlikte değerli sanatçı kaydı olduğunu gösteren siyah etiket ile plakları yayınlandı. Bir başka plak da Ali Rifat Çağatay’ın daha sonra Haldun Taner tarafından sahneye koyduğu oyunda Metin Akpınar’ın söylediği Tereddüt isimli eseri ile doldurulmuştu..Torunlar bu eserin ikinci eşi Prenses Zehra için bestelendiğini belirttiler.
Dar’ül Talim Musiki Heyeti1927-28 yıllarında Almanya’da 100 kadar eser kaydetmiş, çoğunlukla dönemin güncel bestelerinin kayıtları arasında Çağatay’ın da medhalleri bulunmaktaymış. Bir örnek de bunlardan dinledik.

Öğlen arasından sonra Nilgün Doğrusöz ile Ali Ergur Çağatay’ı çatışmalar ve dönüşümler çağında bir bileşimci olarak ele aldılar. Çeşitli yazışmalar ve söylemlerle tanımlamaya çalışırlarken, Osman Şevki Uludağ, Rauf Yekta ve Çağatay arasındaki müzikal yaklaşım açısından çatışmalar ve sert eleştirilerden bahsettiler. Yaşamı boyunca yaptıklarından modernliğini eğitim ve eğitimdeki dönüşüme inanmasına, bununla ilgili kurumlar kurmasına, yazıya önem vermesine, meşk yoluyla gelen eserlerin tespit, aktarma ve yeni bestelere izin veren notaya alınmasına verdiği öneme, ud triyosu gibi deneyciliğine dayandırdılar. Dönemin çelişkilerinin bir bileşimi bir kişilik ilarak tanımladılar.

Bir sonraki oturumda Dilhan Konan’ı dinleyemedim, Demet Kır Çağatay’ın koleksiyonunda bulunan ayin-i şeriflerin, Duygu Taşdelen Çağatay’ın arşivinde Hamparsum notasıyla yazılmış defterleri, Burçin Bahadır ile Gözde Çolakoğlu Sarı birlikte Tasnif ve Tespit Heyeti üyesi olarak Avrupa notası ile yazılmış 15 defterdeki (2. defterde saz eseri, türkü, çiftetelli ve köçekçeler bulunmakta) eserleri incelemişler. Rauf Yekta ile perde isimleri genel olarak aynı ancak Nerime perdesi Çağatay’da farklı ki torunların söylediğine göre bu perde ismi Çağatay’ın kızının ismidir. Burçin bu defterlerin 1921 yılında yapılıan konserin repertuarı olarak yazılmış olduğunu tahmin ediyor. Kendi değiştirici sembollerini önerse de, Çağatay yayınladığı yaprak notalarda Dar’ül Elhan değiştiricilerini kullanmış.

En son dinleyebildiğim Gözde Çolakoğlu Sarı farklı kişilerin ağzından Çağatay’ın besteceliğinin değerlendirmesini aktardı. Makam seçkisi üzerinde durdu, marşları daha çok Avrupa müziğindeki majörlere uygun yazdığını tespit etti. 59 eseri üzerindeki incelemeler sonucunda iki örnek dikkat çekiciydi. Birincisi lenk fahte usulunun aruz vezinli sözlerle ne kadar uyumlu olduğunu gösteren eser ile sözlerde soru sormayıp nihavent çıkışlarla nasıl cümleyi soru haline getirdiği Cemal Ünlü’nün de dinlettiği Tereddüt isimli eser. İki eser eğitim materyali olarak kullanılabilecek özellikler taşıyor gibi geldi bana.

Diğer konuşmacıları dinleyemedim ama eylül ayında TMDK yayınlarından çıkacağı söylenen panel kitabında okumayı ümit ediyorum.

20150305_175544[1]

TMDK’nın kuruluş tarihi, Ali Rifat Çağatay ve Müslüm Gürses’in vefatları nedeniyle anmalar yapılmasının aynı güne denk gelmesi pek manidar geldi bana.

 
Leave a comment

Posted by on March 7, 2015 in Dinledim

 

Tags: , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

 
refugeewatchonline

formerly hosted at refugeewatchonline.blogspot.in

Leylek ve Levrek

Ciddi & Gayri-Ciddi Laga Luga

Bibliolore

The RILM blog

ali esgin

SOSYOLOGCA ŞEYLER...

BEKS

Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği

LGBTI NEWS TURKEY

English language translations of news, reports, opinion pieces, and essays on LGBTI+ rights in Turkey

Kebikeç Dergi

insan bilimleri için kaynak araştırmaları dergisi

Alevi Kütüphanesi

Bismişâh Allâh Allâh Gerçeğe Hû

%d bloggers like this: